
Geçtiğimiz günlerde Afag Khalilova Akademi topluluğu içerisinde kadınlara özel kurduğumuz gruptan çok kıymetli bir soru geldi. İlk cinsel deneyimin sadece fiziksel değil; toplumsal baskılar, bekaret mitleri ve partner güveni gibi pek çok katmandan oluşan ne kadar kompleks bir deneyim olduğu üzerineydi bu merak. Haklıyız, bu deneyim sadece iki bedenin buluşması değil; zihnimizdeki onca sesin, öğretinin ve beklentinin de o odada bizimle olması demek. Bu karmaşayı biraz olsun sadeleştirmek için, o görünmez yükleri beraberce masaya yatıralım istedim.
Sırtımızdaki Görünmez Taş (Bekaret)
Hayatımız boyunca belli kavramları korumamız gerektiği söylenerek büyüyoruz. Bu korunması gerekenlerin başında da bekaret geliyor. Ancak biyolojik olarak baktığımızda, korumamız istenen o “duvar” aslında bir mit. Vajinanın girişinde olan yapı (himen), sanılanın aksine aşılması gereken sert bir engel değil; esnek ve bedenin doğal bir parçası. Yani aslında var olmayan bir engeli, psikolojik bir bariyer olarak zihnimizde büyütüyoruz.
Yıllarca bu miti korumaya çalışırken, farkında olmadan sırtımızda ağır ve görünmez bir taş taşımaya başlıyoruz. Bu taş bize sürekli fısıldıyor: “Cinsellik tehlikelidir, cinsellik olumsuzdur, bunu elinde sıkıca tutmalısın.” Öyle ki, en güvendiğimiz kişilerden veya sosyal çevremizden duyduğumuz o korkutucu hikayelerle, cinselliği sadece karşı tarafın istediği ve bize zarar verebilecek bir eylem gibi kodluyoruz. Bu yükle yaşarken, cinselliğin bizim de arzumuz olabileceği ihtimali o taşın ağırlığı altında ezilip gidiyor.
Toplum Onayladığında Taş Düşer mi?
İşin en karmaşık kısmı ise şu: Toplum bu birlikteliğe onay verdiğinde (mesela evlendiğinde) o taşın birden sırtımızdan düşeceğini sanıyoruz. Ama psikolojimiz tam olarak öyle çalışmıyor. Yıllarca zararlı olduğu, korkulması gerektiği söylenen bir şeyi, sadece bir imza atıldı diye hemen güvenli kabul edemiyoruz. O görünmez taşı bırakmak, bazen kişiye kendine zarar verecekmiş gibi hissettirebiliyor.
Danışanlarımla yaptığımız görüşmelerde sıkça şunu fark ediyorum: Birçok kadın, o an geldiğinde partnerine duyduğu güvenden çok, kendine duyduğu güvensizlikle savaşıyor. “Acaba canım yanacak mı?”, “Acaba yanlış bir şey mi yapıyorum?” gibi onlarca soru aynı anda zihne üşüşüyor. İşte bu karmaşa, cinselliği doğal bir paylaşımdan çıkarıp çözülmesi gereken bir problemine dönüştürüyor. O an duyduğun ses, gerçekten senin sesin mi? Gerçekten istediğin için mi o anı yaşıyorsun, yoksa sadece toplum “artık yapabilirsin” dediği için mi?
Kendine Güvenmek, Bilmekle Başlar
Bu karmaşadan çıkmanın yolu, kendine güvenmekten geçiyor. Ancak kendine güvenebilmen için önce heybendeki bilgilerin sağlıklı olması gerekir. Eğer zihnin cinsel mitlerle, korkutucu hikayelerle ve zarar verici bilgilerle doluysa; bedenin de zihnin de kendini tam olarak açamaz.
Gerçek bilgi, o sırtındaki taşı yavaşça yere bırakmanı sağlar. Cinselliğin bir savaş ya da kayıp değil, sağlıklı bilgilerle donatılmış iki insanın paylaştığı doğal bir süreç olduğunu fark ettiğinde, toplumun sesini değil kendi bedeninin ritmini duymaya başlarsın. Unutma, o bağı kimsenin onayıyla değil, kendi iradenle ve şefkatinle inşa ediyorsun.
Eğer bu süreçteki karmaşık duygularla başa çıkmakta zorlanıyorsan veya o görünmez taşı tek başına bırakmak ağır geliyorsa, profesyonel bir destek almak süreci çok daha sağlıklı yönetmene yardımcı olabilir. Psikolojik danışmanlık süreci hakkında bilgi almak ve bu yolculukta yan yana yürümek istersen bana her zaman ulaşabilirsin. 🌿
Ücretsiz öngörüşme için buraya tıklayıp formu doldurman yeterli 🌿